Zikiri kötüleyip kirtanı övmek

Gülnihal Özdener

Geniş ve kapalı bir alanda bir grup insan, daire oluşturacak şekilde oturuyor. Ortamın havası, adanmışlık içerisinde icra edilen bir müzik ve geleneksel enstrümanların ritmik vuruşlarıyla hareketleniyor. Katılımcıların yüzleri, mum ışığının yumuşak parıltısıyla ya da tapınak lambalarının sıcak tonlarıyla aydınlanmış… Harmonyumun sesi ve tablanın tınısı baskın geliyor. Yüzlerce yıllık Sanskrit mantralar ve Hint tanrılarının isimleri, kirtan lideri tarafından parça parça söyleniyor ve katılan herkes bu sözleri liderin hemen akabinde tekrar ediyor. Meditatif bu ortam, işitsel ve görsel zenginliklerin yanı sıra tütsü kokusuyla da destekleniyor. Amaç, katılımcıların bu mantralar vasıtasıyla içsel bir yolculuğa çıkması ve aralarında ilahi bir bağ oluşması. Elleriyle ritim tutan, uyumlu seslere ve sözlere gözleri kapalı bir şekilde ya da ayağa kalkıp dans ederek eşlik eden maneviyat sahibi bu kişiler, sıradan olanı aşmak ve ruhun aşkın gücüne kendilerini kaptırmak için bir araya geliyorlar.

BENZER BAŞKA BİR YER

Tasavvufi bir ortamda ise zikir, benzer bir adanma ritüeli sunuyor. Katılımcılar, bir araya gelerek yine daire oluşturacak şekilde oturuyorlar. İslam’a uygun bir şekilde Allah’ın isimlerini tekrar ederek, meditasyonda tecrübe edilen benzer bir zihin haline ulaşıyorlar. Uygulama, sûfî adanmışlığın özünü yansıtan kutsal sözlerin ritmik tekrarını içeriyor. İster yüksek sesle ister alçak tonlarda söylensin, bu kutsal ilahiye, bazı beden hareketleri ve ritmik nefes alma eşlik ediyor. Zikrin gerçekleştiği coğrafi bölgeye göre müzik enstrümanları da bu sahnede yer alıyor. Katılımcılar, Yaratan’a bağlılık içerisinde yavaşça salınırken zikir, topluluk üyelerinin içindeki derin ruhsal bağlantıyı güçlendiriyor. Sûfî kardeşliklerin (tarikatlar) benimsediği bu uygulama, manevi mükemmelliğe ulaşmak ve Allah’ın isimlerinin ritmik bir şekilde anılması yoluyla ilahi olanı yüceltmek için bir kanal görevi görüyor.

BENZERLİK SADECE KİRTAN VE ZİKİRLE SINIRLI DEĞİL

Hint manevi uygulamaları ve tasavvufi uygulamalar arasındaki paralellikler elbette sadece bu iki ibadetle sınırlı kalmıyor. Günümüzdeki modern yoganın köklerine dönüldüğünde, çilecilik uygulaması dikkat çeken ortak paydalardan biri. İnsanın ruhsal ve bedensel varlığını eğitmek için nefsini terbiye etmesi, başka dinlerde de karşılaşılan bir uygulama. Benzer çile uygulamaları Şaman, Taocu, Maniheist ve Buddhist toplumlarda da görülebilir. Kuzey Amerika’daki yerli kabileler arasında da yine benzer ritüeller mevcut.

Çeşitli dinler, zorluklara dayanmanın biçimleri olarak oruç tutma, cinsel perhiz, inziva, meditasyon, nefes egzersizleri, aşırı ritmik hareketler veya hareketsizlik gibi uygulamaları içerir. Çilecilik ya da perhiz yaşamında, bedenin yıpranması yoluyla ruhu yükseltme amaçlanır ve bu süreç maneviyatın temel unsuru olarak kabul edilir.

TEK YÖNLÜ ALGILAR VE ÖNYARGILAR

Farklı inançlara ait ritüeller arasındaki benzerlikler, insanların bilinç düzeyinde aslında birbirlerine ne kadar yakın olduğunun birer kanıtı gibi. Ancak bu benzerliklere rağmen, kimi uygulamalar diğerlerine kıyasla daha kabul edilebilir veya daha geri kalmış algılanabiliyor. Dinî geleneklerin nasıl algılandığı genellikle kültürel, tarihî, jeopolitik ve sosyolojik faktörlerin karmaşık etkileşimiyle şekilleniyor.

Oysaki her gelenek, kendi içinde zengin bir çeşitliliğe ev sahipliği yapar. Bu zenginliği körelten ve basitleştiren genellemeler ise bireylerin inançlarını ve dinî uygulamalarını doğru şekilde yansıtamaz. Çeşitli medya ve popüler kültür biçimlerinde bazı geleneklerin tasvir edilme şekli, zihinlerde kalıcı hale gelmiş önyargıların temelini oluşturuyor. Medya anlatıları, haber kapsamı ve eğlence prodüksiyonları halkın algısını şekillendiriyor, önyargılara ve stereotiplere katkıda bulunuyor.

NEDEN KİRTAN EGZOTİK AMA ZİKİR SORUNLU

Tarihsel ve jeopolitik faktörler de bu önyargıların oluşup şekillenmesinde önemli bir rol oynuyor. Örneğin, ağırlıklı olarak Hindu nüfusuna sahip belirli bölgeler egzotik veya kültürel açıdan zengin olarak tasvir edilir. Bu da Hindu geleneklerine ilişkin olumlu bir imaja katkıda bulunur. Hindu geleneklerini açık bir şekilde benimseyen “batılı” toplumlar tarafından da bu imaj biraz daha “modernleştirilir”. Öte yandan, önemli miktarda Müslüman nüfusa sahip bölgelerin jeopolitik çatışmalara ve medyanın olumsuz tasvirlerine maruz kalması, İslami geleneklere ilişkin olumsuz algıların şekillenmesine sebep oluyor.

Sosyokültürel bağlamlar ve kişisel deneyimler de bu algılara katkıda bulunuyor. Ülkemizde yogaya gönül veren insanların kirtan gibi bir uygulamayı büyük bir manevi kabul ile benimsemesi ancak herhangi bir İslami zikirden tamamen uzak durmasının altında belki bu sebep yatıyordur. Oysaki konunun özü aynı. Sadece isimler, şekiller, gruplar farklı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir